1 Eylül 2016 Perşembe

Yorum [ Cinder / Marissa Meyer ]


Selaaammm Evilin Dünyası sakinleri!! ^^

Yine olduğu gibi arayı açarak uzun zamandan sonra yorum girmeye karar verdim. :)

Yorum girmemi isteyenler lütfen kızmayın yada kırılmayın bana çünkü zamanım olmuyor yada istemiyorum, hani istersen daha güzel şeyler çıkar ya ortaya bende onu bekliyorum sanırım. :))

Öhö öhö efenim bu ara güzel kitaplar okumam tuttu, e güzel kitap okunur da yorum girilmez mi bende hadi Kübra bir yorum gir de millet yorum görsün dedim. :) Sözüm meclisten dışarı. :* 

Bu güzel şen şakrak yorumumu okuduğum Ay Günlüğü serisinin birinci kitabı Cinder'a yapacağım... 

Hadi seriyi sevenler bi heyecanlanın bakalım çünkü mikemmel fotolar geliyor. <3 Ve tabii benim o müthiş yorumum. :D 

İlk bi kitabımızın tanıtımını yapalım.





CİNDER - BİR AY GÜNLÜĞÜ SERİSİ


"GELECEKTE BİLE, HİKAYE BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ DİYE BAŞLIYOR..."





İnsanlarla androidlerin yan yana dolaştığı Yeni Pekin'e hoş geldiniz. Her ne kadar birlikte yaşamayı başarsalar da türlerin dostluğu sanıldığı kadar kolay değil. Ölümcül bir veba insan nüfusunu tehdit ediyor. Ay İnsanları, Dünya'yı uzaydan izleyerek doğru zamanı kolluyor. Kimse Dünya'nın kaderinin tek bir kıza bağlı olduğunun farkında bile değil…



Becerikli bir mekanik ustası olan Cinder, herkesten saklasa da aslında bir sayborg. Üvey annesinin hakaretleri yetmezmiş gibi şimdi bir de üvey kardeşinin hastalanmasından sorumlu tutuluyor. Yakışıklı Prens Kai'in hayatına girmesiyle birlikte, Cinder birden kendini gezegenler arası bir anlaşmazlığın ortasında buluveriyor. Sorumluluk ve özgürlük, sadakat ve ihanet arasında kalan Cinder, Dünya'nın geleceğini koruma altına almak için önce kendi geçmişinin sırlarını açığa çıkarmak zorunda... Yeniden kurgulanmış bu masalda Külkedisi ile tekrar tanışmaya ne dersiniz?



Marissa Meyer, Washington'ın Tacoma kasabasında doğup büyüdü. Henüz küçük bir çocukken kitaplara âşık olan Marissa, ergenlik yıllarından beri gençlik edebiyatı üzerine çalışıyor. Peri masallarına da büyük bir sevgi besleyen Marissa, gençlik günlerinden beri bu masalları yeniden kurguluyor ve bu tutkusundan da vazgeçecek gibi görünmüyor.

Sayfa Sayısı: 312

Yayınevi: Artemis Yayınları




Tanıtım az da olsa bizi bilgilendiriyor fakat nasıl bir şey yazmış yazar diyoruz biz okumayanlar. İlkten böyle şeyler düşünüyordum ve uzak duruyordum, ya iyi değilse yada yıllardır bildiğimiz masallar nasıl farklı bir kurguyla karşımıza gelecek deyip durdum. Öyle bir kurgu oluyormuş ki ağzımız açık kalıyormuş okuduğum da bunu anladım.

Seri boyunca Cinder hep bizimle olacak, baş karakterimiz kendileri. Saybong ve işinde yetenekli bir mekanik ustası. Sayborg nedir ne değildir merak edenler kitabı okusun. :)

Bizlerin yıllardır bildiği sindirella masalına göre çok farklı fakat konu masalda ki gibi ilerliyor.


Aynen bu şekilde ilerleyecek değil tabii fakat işte baloya gidememesi, üvey annesi ve kardeşleri tarafından eziyet edilmesi falan hepsi var. Yazarımız öyle bir kurgulamış ki emin olun masallara yeni bir soluk gelmiş resmen.



Dünya da işler pek yolunda değil, ölümcül veba herkese her an bulaşabilir ve sonucu ölümle sonuçlanan bu hastalığın bir çaresi yok. Cinder ise üvey kardeşlerinden birinin vebaya yakalanmasıyla yıkılıyor ve üvey annesi kızının hasta olmasından Cinder'ı suçluyor ve olaylar bundan sonra başlıyor.

Tabii bir de Prens Kai var <3 


Kai gelince, hımm bence okuyun ya ne yazayım diye çok düşündüm ama spoiler olur ne yazarsam yazayım. :))

Kitabımız da tabii ki kötü var kim yok derki. :P Kraliçe Levana! Ay Ülkesini yöneten Lenava göz boyama büyüsüne sahip. Herkes onu güzeller güzeli bir kadın olarak görse de çirkin bir yüze sahip olan Lenava kimsenin gerçek yüzünü görmesini istemiyor. Devam kitaplarından biri de Lenava, geçmişini anlatan kitapta neden kötü olduğunu okuyacakmışız fakat ne olursa olsun bir insan bu kadar kötü olabilir mi?



 Pardon Cinder'ın üvey annesini unuttum çünkü o tam bir cadı. >_< 

Üvey annesinin Cinder'a yaptıklarını okuyunca hele ki son bölümlere doğru yaptıkları beni resmen çileden çıkardı. 




Bunlar bahsetmeyi isteyeceğim şeyler değil çünkü aklıma geldikçe sinirlerim bozuluyor. Ben en iyisi  kitabın resmen maskotu olan Iko'ya geçeyim. <3


Kendileri bir android. Kitap tam bir teknoloji cenneti, her şey teknolojik aletlerle işliyor. Yani uçan hava araçları, sağlık-droidler falan var. Iko ise Cinder'ın yardımcısı konumunda olan şebek mi şebek bir adroid. Kitapta Kai'den sonra Iko'yu sevdim. <3 :)) 



Bana göre karakter seçimine gelirsek eğer.

Cinder;



Kai ise;


bunlar olabilir.

Bu da Iko :D 





Benim hiç sevmediğim bir huyum vardır, kitaba başlarım, bir iki bölüm okurum, sonra pek elime almam ya iş olur ya canım istemez  yada tele fazla takılırım. Daha sonra kitabın ortasına gelirim eğer kitap heyecanı tavan ise ve ben çok beğenmişsem 2 günden az bir zamanda bitiririm. İşte Cinder da böyle bir kitaptı. <3 Dün gece 00:37 de başladım, 03:58 de bitirdim. Yani bitirmeyi planlamıyordum ama şu bölümü de okuyayım, ay şurası çok heyecanlı devam etmeliyim diye diye kitabı bitirdim. :D 

Bittiğin de böyle oldum ama sonun öyle olacağından şüphelenmiyor değildim. ;) 



Masallara farklı bir boyut kazandıran Marissa Meyer gerçekten mükemmel bir yazar. Kendileri fantastik türünde favori yazarlarım arasına girmiş bulunmakta. <3 


Şimdilik benim anlatacaklarım bu kadar. ;)


Kitabı kesinlikle çoook sevdim, herkese tavsiye ederim, tabii seriyle tanışmayan bir ben kalmamışsam. :D 

Seriye mutluluk, merak ve heyecanla devam edeceğim. Bakalım diğer masalları yazarımız nasıl değiştirmiş. 

Şimdi sıra olmazsa olmaz ve çok sevdiğim alıntılara gelelim. 




#1

"Bunca şıklık ama gidecek bir yer yok," dedi Iko, kapının oradan.

Cinder ufak bir kahkahayla ağzındaki feneri çıkardı ve yağ lekeleriyle dolu pantolonuna baktı. "Evet, tabii. Tek ihtiyacım bir taç."

"Ben kendimden bahsediyorum."

Cinder sandalyesini geriye çevirdi. Iko, Adri'nin inci kolyelerinden birkaç tanesini o ampul gibi kafasına geçirmiş ve sensörlerinin hemen altına sürdüğü kızrmızı rujla korkunç bir dudak resmi çizmişti.

Cinder güldü. "Vay canına. O renk seni çok açmış."

"Öyle mi düşünüyorsun?" Iko, lastiği üstünde ilerleyerek odaya girdi ve Cinder'ın masasının yanında durdu. Ekrandaki yansımasına bakmaya çalıştı. "Baloya gidip prensle dans etmeyi hayal ediyorum."


--------------------

#2

Kraliçenin gözlerinden şimşekler çaktı. "Kendi tebaamı gördüğümde tanırım ve şu an bir tanesi sizin şehir sınırlarınız içerisinde bulunuyor." Parmağıyla balkondan dışarıyı işaret etti. "Onun bulunmasını ve bana getirilmesini istiyorum."

"Elbette," dedi Kai, "iki buçuk milyon insanın yaşadığı bir şehirde bu hiç sorun olmayacaktır. İzin verin de bir koşu gidip özel Aycı detektörünü alayım ve işe koyulayım."


--------------------

#3

--- SPOİLER---

Kai başını bir yana yatırdı ve Cinder'a öyle bir baktı ki sanki kafasının içindeki metal plakayı bile görebilirmiş gibiydi. Bakışlarındaki yoğunluk azalmadı ama. "Bence benimle baloya gelmelisin."

Cinder yumruklarını sıktı. Kai'nin yüzündeki ifade, fazla samimi, fazla kendinden emindi. Cinder'ın içinde bir şeyler karıncalandı. "Yıldızlar aşkına," diye mırıldandı. "Bunu zaten daha önce sormamış mıydın?"








9 Haziran 2016 Perşembe

Yorum [ İkna / Jane Austen ]

Selaaammm çok değerli Evilin Dünyası ahalisi :)

Ben yine az da olsa ara verdim gibi bir şey ama bu sefer işler fırsat vermedi yoksa çok yazmak istedim. :) Ve şu anda isteğimi gerçekleştiriyorum. :) Yazmayı çok istediğim şeyler var umarım yakın zaman da yazacağım inşAllah. ^^

Şimdi okuduğum Jane Austen eseri olan İkna'ya  yorum yapacağım. Filminin ismi ise  İkinci Şans, bu sebeple ilk kitabı gördüğümde filmin İkna'dan uyarlandığını bilmiyordum. Kitabı aldıktan sonra konusunu okuyup bu şekilde anlamıştım ve çoook mutlu olmuştum. :)


Kitap uzun süre kitaplıkta durmuştu, ikide bir elime alıp okusam mı okumasam mı deyip duruyordum. Sonunda okudum ve bu kitap okunmak için neden bu kadar beklenmiş dedim. Çevirisine hayraann kaldımm! Timaş Yayınlarına bu konuda çok teşekkür ederim. Çevirmen Deniz Arslan'a ayrı bir teşekkür ederim. Emeklerine sağlık...

Şimdi gelelim kitap konusuna;

19 yaşındaki Anne (Sally Hawkins), genç ve yakışıklı deniz subayı Frederick Wentworth’e (Rupert Penry-Jones) delicesine aşık olmuştur. Ama Frederick’in ne serveti ne de sınıfsal düzeyi uygun değildir. Anne’in ailesi bu birlikteliğe karşıdır ve onu nişanı bozmaya ikna ederler.


Sekiz yıl sonra, Anne kararından pişman olur. Frederick’i sevmekten asla vazgeçmez ve Frederick, ün ve servet sahibi olarak denizden döndüğünde, yöredeki evlenme çağına gelmiş her genç kadın gibi sadece seyreder. Frederick, kalbinin sesini dinlemek yerine ailesini dinleyen Anne’i affedebilecek mi?

Konumuz böyle aslında bu konuyu kitabın filmi olan İkinci Şans yorumumdan aldım. Filmi de kitabı kadar güzeldi.




Kitabı okuyunca filmde ki her bir kare gözümün önüne geldi, zaten karakterleri hafızama kazıdığım için zihnimde hep onlar canlandı. Bu yüzden kitabı daha çok sevdim. Zaten Jane Austen'a hayranıyım bu yüzden kitaplarını okumak beni çok mutlu ediyor. Yakın zaman da okumama rağmen tekrardan Aşk ve Gurur'u da okumam dileğiyle. :)

Ben kitabı çok sevdim zaten klasik okumak hele ki aşk konulu ise gerçekten çok seviliyor, ben çok sevdim okumayanların ya da izlemeyenlerin gerçekten hoşuna gidecek diye düşünüyorum. :)


Yüzbaşı'nın ilk olarak Anne'den uzak durması onu yok sayması beni çok üzmüştü ama aşk işte hele ki ilk aşk olması yavaş yavaş tekrardan ona yakınlaşmasına sebep oldu ama başka gelişen önemli olaylar acaba ileri de birbirlerine kavuşabilecekler mi sorusuna kocaman bir soru işareti oluyor. :) 

Anne'nin kardeşlerini hiç sevemedim, hiç biri Anne gibi değil bu yüzden Anne kardeşlerinden biraz daha ayrı tutuluyor. Ben de ayrı tutuyorum ne yalan söyleyeyim. :)

Anne'yi zaten çok sevdim, aşkı için mücadele etmese de ailesi için aşkından vazgeçiyor ama mutsuz olan hep o oluyor. Bu konu da kızmıştım Anne'ye çünkü ailesi bu fedakarlığı görmüyor kızımız da farkında değilmiş gibi davranıyor. Kimsenin arası bozulmasın diye hep kendini feda eden Anne bu  davranışı sayende az da olsa Yüzbaşı'nın ilgisini çekiyor, geçmişte ne yaptığını anlamaya çalışan Yüzbaşı biraz ılınmaya başlıyor.



Kitabın sonu gerçekten güzel bir sonla bitiyor. Filmle aynı olmasını bekledim fakat sonu aynı değildi film mi, kitap mı derseniz ikisi de derim. Bence ikisinin de kendine göre biz yansıtılan duyguları var. 

Bu güzel klasiği okumayan herkese öneriyorum. Akıcı bir dil olsun diyorsanız eğer bu konuda Timaş Yayınlarına güvenin derim kitap su gibi aktı çünkü :) 

Şimdilik benden bu kadar. İkna'dan sonra Cehennem Makinaları serisinin ikinci kitabı olan Mekanik Prens'i okudum ciddi anlam da çok güzeldi yakın zaman da  yorumunun gelmesi dileğiyle kendinize iyi bakın.


HAYIRLI RAMAZANLAR... ^^

















4 Mayıs 2016 Çarşamba

Yorum [ Eleanor & Park / Rainbow Rowel ]

Herkese merhabaa!!

Bu sefer uzun bir ara olmadı nedense bi yazı yazma isteği, hevesi geldi. Geçmeden çokça yazayım değil mi? 

Vee Eleanor & Park yorumu ile karşınızdayım!! ^^




Bu ara okuduğum EN güzel, EN tatlı kitaplardan biriydi. Yorumuma tabii ki şimdi değil tanıtımdan sonra başlayacağım... :)


Konusuna gelecek olursak;


İki uyumsuz insan Sıra dışı bir aşk

Eleanor
Kızıl saçlar, tuhaf giysiler. Park başını çevirene kadar onun arkasında duran; o uyanana kadar yanında uzanan; diğer herkesi daha soluk, daha sıradan ve yetersiz gösteren… Eleanor.

Park
Bir şarkıyı ona dinletmeden Eleanor'un seveceğini bilen; o sonunu anlatmadan esprilerine gülen; göğsünde, tam boğazının altında, Eleanor'u ona verdiği sözleri tutmaya itecek bir yere sahip olan… Park. İlk aşkın sonsuza dek sürmeyeceğini bilecek kadar zeki ama bunu deneyecek kadar cesur ve umutsuz, on altı yaşındaki iki talihsiz âşığın bir okul yılı boyunca süren hikâyesi. Eleanor, Park'la karşılaştığında siz de ilk aşkınızı ve nasıl da büyülendiğinizi hatırlayacaksınız...


Sayfa Sayısı: 360

Yayınevi: Pegasus


Evet konumuz böyle, konu bile ne kadar hoş değil mi? Ahh ahh kitabı okudukça bu ahlar çıktı ağzımdan. Hayır böyle tatlı mı tatlı, güzel mi güzel bir aşk hikayesi okumadım ben. <3

Eleanor kıvırcık, kızıl saçlı, kilolu, çilli ve farklı giysileriyle dikkat çeken biridir. Üvey babası yüzünden annesi ve kardeşlerinden bir süredir uzak yaşamaktadır daha sonra ailesinin yanına dönen Eleanor içine kapanık kimseyle konuşmayan biridir. Üvey babasının gözüne batmamak için elinden geleni yapar. Eğer göze batarsa tekrar uzaklara gideceğinden emindir.



Park kendi halinde, kimseyle kavga etmeyen, popüler olmasa da popülermiş gibi duran biridir. Babası ile pek anlaşamasa da mutlu bir aileye sahiptir.


Eleanor okula gitmek için otobüse bindiğinde kimse ona tipinden, farklılığından ve en önemlisi yeni biri olduğundan yer vermez. Tek boş koltuk Park'ın yanıdır. Park kenara çekilip omuzunu silkerek ona yer verir ve o gün bugündür yanında oturmasını istediği tek kişi Eleanor olur...



Birbirlerinin farklılıları, düşünceleri ile bir bütün olan Eleanor ve Park kimseyi umursamaz ve dünya da sadece onlar varmış gibi birbirlerini seven, tamamlayan bir bütün olurlar...

İç sesleri ile bize gerçek düşüncelerini aktaran karakterlerimiz bizi ikilemde koysalar da birbirlerini gördükleri an da aslında öyle olmadığını sadece bir düşünceden ibaret olduğunu bize gösteriyorlar. 

"İki uyumsuz insan Sıra dışı bir aşk"



Benim anlatacaklarım bu kadar şimdi de kitap hakkında ki düşüncelerime geçeyim. ;)

İlk İkizim okudu anlatımı biraz farklı dedi ama çok sevdi. Psikopat 2 bitince ne okusam deyip durdum ( okumadığım bir sürü kitap var ama psikolojime göre seçiyorum) sonra Esra'ya sordum ne okusam, bana ne tavsiye edersin diye. Oda Eleanor ve Park'ı önerdi, ne yalan söyleyeyim korkarak okudum bu da elimde kalacak diye. Kaldı da ama farklı sebepten hemen bitmesin diye... <3


Ben öyle hadi zamanım olsun da hemen okuyayım ve rahatlayayım dediğim kitaplar azdır ama bu her seferinde bana bunu dedirtti. Çok sevdimmmm, bayıldım resmen. <3



Her seferinde kitabı yarım bıraktığım da yüzümde bir tebessüm ve içimde ki mutluluk sanırım kitabın ne kadar güzel olduğunu gösteriyordur.

Bir de ve en önemlisi Park Koreli! wuu dedim kitap ilk çıktığı zamanlar. Bir Kore fanı olarak yeme de yanında yat :D

Sizlere daha çok şey yazabilirim ama sığmaz buralara. :)))


Park'ın Eleanor'a hayranlığı, Eleanor'un içten içe Park'a aşık olması fakat korkması yine de birbirlerinden kopamamaları işte bu aşktır dedirtiyor insanlara...



Yazarımızı ayakta alkışlıyorum cidden çok güzel bir kitap yazmış... Diğer kitaplarını gerçekten çok merak ediyorum. Eminim onlarda bu kadar güzeldir. :)

Tavsiye etme kısmına gelince o kadar övgüden sonra yazmak bile saçma :D Ama yine de KESİNLİKLE okuyun!! ;) 


Şimdi gelelim benim kitaptaki en çok sevdiğim alıntılara...



#1

"Senden hoşlanmıyorum," dedi. "Sana ihtiyacım var." 

Park, Eleanor'un, sözlerini kesmesini bekledi. "Hah, "Tanrım" ya da "Tıpkı bir Bread şarkısı gibi konuştun" demesini bekledi.
Ama Eleanor hiçbir şey söylemedi.


--------------------

#2

Park telefonu göğsünün altına bastırıp, "Benden hoşlanmıyorsun..." dedi Eleanor'u konuşmaya teşvik ederek.
"Senden hoşlanmıyorum, Park," dedi Eleanor bir an gerçekten de bunu kastettiğini düşündürterek. "Ben," sesi neredeyse duyulmaz oldu, "sanırım ben senin için yaşıyorum."


--------------------

#3

Onu özlüyor muydu?
Onun içinde kaybolmak istiyordu. Onun kollarını bir sargı bezi gibi sımsıkı vücuduna dolamasını istiyordu.
Eleanor ona ne kadar çok ihtıyacı olduğunu belli ederse Park'ın arkasına bakmadan kaçacağına emindi.


--------------------

#4

Eleanor haklıydı. O asla güzel görünmüyordu. Bir sanat eseri gibiydi ve sanat eserleri güzel görünmekten çok size bir şeyler hissettirirdi. 


--------------------

Bu alıntılar sadece bir kaçı siz birde kitabı okuyun. :))


Yorumum bu kadar, kitabı çoook beğendim. Devamı çıkar mı daha belli değilmiş yazar belki çıkartabilirmiş öyle olursa benden mutlusu olmaz sanırım. :)


Buradan Eleanor & Park'a ve en önemlisi onlara can veren yazarımız Rainbow Rowel'e kocaman kalpler yoluyorummm!!



Benden bu kadar şimdilik hoş çakalın ve kendinize iyi bakın, sevgilerle... 




( Görsellerin çoğu bu siteye aittir; http://siminiblocker.tumblr.com/ )










25 Nisan 2016 Pazartesi

Tarihi Aşk Filmleri #2 İkinci Şans - Jane Austen


Arayı açmadan tekrardan merhabaa!! :))

Durdum düşündüm ve o kadar tekrar tekrar izlememe rağmen Klasiklerden uyarlanan filmlerin yorumlarını girmemişim bence artık girmeliyim dedim ve karşınızdayımm!! ^^

Bugün gerçekten sevdiğim filmler arasında yerini alan Persuasion yani İkinci Şans filmine yorum yapacağım. :)

İlk olarak filmin konusundan bahsedeyim.


19 yaşındaki Anne (Sally Hawkins), genç ve yakışıklı deniz subayı Frederick Wentworth’e (Rupert Penry-Jones) delicesine aşık olmuştur. Ama Frederick’in ne serveti ne de sınıfsal düzeyi uygun değildir. Anne’in ailesi bu birlikteliğe karşıdır ve onu nişanı bozmaya ikna ederler.

 Sekiz yıl sonra, Anne kararından pişman olur. Frederick’i sevmekten asla vazgeçmez ve Frederick, ün ve servet sahibi olarak denizden döndüğünde, yöredeki evlenme çağına gelmiş her genç kadın gibi sadece seyreder. Frederick, kalbinin sesini dinlemek yerine ailesini dinleyen Anne’i affedebilecek mi?

Konumuz bu şekilde, bence çok hoş bir kurguya sahip bir film. Kitabını daha okumadım şu an elimde bakalım okuyabilecek miyim. :)


Buda bizim afiş hımm daha güzel olabilirdi değil mi? 

Filmi kaç defa izledim emin değilim ama rekor Aşk ve Gurur'un tabisi dee. :)

Filmde ki başrol oyuncularımız;



Anne (Sally Hawkins)




Yüzbaşı Frederick Wentworth’e (Rupert Penry-Jones)


Başrol oyuncuları gerçekten rollerinin hakkını vermiş. Buradan tebrik ederim...




Neyse efenim filmde Yüzbaşımız ve Anne gençlik zamanların da birbirlerine aşık olurlar ve nişanlanırlar fakat önlerinde servet avcısı gibi duran Anne'nin babası vardır. Ve bu evliliği onaylamaz. Anne ise her iki taraf için nişanı bozar. Yıllar sonra evlerini kiralık olarak Yüzbaşımızın ablası ve eniştesi alır. Bu şekilde Anne eski ve hala içinde yaşattığı aşkıyla tekrar karşılaşır. 




Anne onu artık sevmediğini düşünür bu yüzden çok acı çeker, üstüne üstlük ablasının görümcesiyle Yüzbaşı iyi geçinmektedir ve aileler bunun evlilikle sonuçlanacağını düşünmektedirler. Bu Anne için katlanılmaz bir şey haline gelir. Fakat aşkını kalbine gömmeyi reddeder.




Olaylar çok farklı yönlere sarpar ama ben tabii ki de açıklamayacağım. :) İzlemenizi öneririm nasıl bir sonla bitiyor, mutlu son mu yoksa acıklı bir son mu onu bilemem size sürpriz olsun. ^^ 


Ben filmde Anne'nin ailesine ve onun onlar için yaptığı fedakarlıklara az da olsa sinir oldum çünkü ailesi onu adam yerine koymak dursun aralarına almak bile istemiyorlar. Buna rağmen Anne ailesinin yanında durmakta kararlı davranıyor ama nereye kadar?




Ve babaları.

Aslında çok da derine inmek istemiyorum. Film hakkında yorum yapıp, filden kareler paylaşıp yorumumu bitireceğim. Tavsiye kısmını unutmayalım karelerden sonra tavsiyem elbet olacak. :) 
















Filmden kareler bu şekilde tabii tüm filmi buraya taşımadım. :)

Sıra giflerde ^''









Giflerde bu kadar. 

Kesinlikle tavsiye ediyorum zaten Jane Austen eserlerinin filmlerini çok iyi yapıyorlar. Bu yüzden izleyin derim çok beğeneceksiniz diye düşünüyorum. :) 

Tavsiye kısmı da bittiğine göre yazımın sonuna gelmiş bulunmaktayım. Umarım bu yazıdan sonra filmi izleyen olur ve beğenir. :) Buradan görüp izleyenler film hakkında yorum bırakırlarsa çok sevinirim çünkü ne düşündüğünüzü merak ediyorum. :)

Not: Aşk ve Gurur filmi için yazdığım yazıya bakmak isteyenler buraya bakabilir. ;)


Şimdilik benden bu kadar kendinize iyi bakın, sevgilerle... 






22 Nisan 2016 Cuma

Yorum [Psikopat 2 / Mihri Mavi ]


Uzun bir aradan sonra tekrar merhabaaa!

Bugün yeni bir kitap yorumu ile karşınızdayım. ^^

Yakın zaman da Psikopat 2 çıktı, sonu dehşet bittiği için heyecanla bekliyordum. Vee sonunda ellerimdeydi, tabiisi bekletmeden okudummm!



Kitap çıkmadan önce OKK ahalisine Kağannğğğ gibi mesajlar atıp duruyordum. :D

Şimdik gelelim kitap hakkındaki yazıma.


İLK KİTABI OKUMAYANLARIN YORUMUMU OKUMALARINI TAVSİYE ETMEM. :)


İlk olarak konusundan bahsedip yorumuma geçeceğim. ;)



Çok güzel ve bir o kadar da uzak bana… Aşk, ihanet ve suçluluk...

 Buket bir taraftan Kağan'a kendisini affettirmeye çalışırken, diğer taraftan da içine düştüğü cehennemden kurtulmaya çalışır. Yalnızca Kağan'ın kendisini affetmemesi değil, okulda da işler pek yolunda gitmez. Aşk, kızgınlık ve hayal kırıklığı... Kağan, aşkı ile öfkesi arasında kalırken Buket'i bir türlü affedemez. Ama öfkeli olsa da, bir gölge misali Buket'i takip etmekten vazgeçmez. Öte yandan Kağan'ın abisi Onur'un Buket'ten istedikleri her şeyi daha da içinden çıkılmaz bir hale sokar. Buket, acımasızlığıyla bilinen Bahadır'la tanışmak ve ona yakın olmak zorundadır. Fakat Kağan hayatındayken bunu başarabilmesi o kadar da kolay değildir. 

Bunca imkansızlığa rağmen aşk kazanacak mı? Karanlıktan doğan aşk, Kağan ile Buket'i tekrar bir araya getirecek mi? Bu aşkın gücü her şeyi geride bırakmalarına yetecek mi?
(Tanıtım Bülteninden)

Sayfa Sayısı: 384

Baskı Yılı: 2016

Yayınevi: Martı Yayınları




Konumuz bu şekilde. İlk kitabı okuyanlar bilir nasıl bir sonla bittiğini ve benim gibi herkes nasıl devam edecek diye merakla beklemekteydi. :) 

Neyse efenim kitabımız da Kağan Buket'e çok sinirleniyor, kıza yapmadığı kalmıyor eee tabii ki ayrılmaları cabası fakat Buket hala bir umut Kağan'ın peşinde dolanıyor ki kendisini affetsin ama ne mümkün. Buket'in başı birde Kağan'ın abisi Onur'la dertte. Ailesini tehdit olarak gösterip Bahadır'a yaklaşmasını ve gizli bilgiler öğrenmesini ister. Tabii işler daha çıkılmaz bir hal alır. Buket ne yapmalı, hangi tarafa gitmeli veya aşkından mı vazgeçmeli?



İşte bunların cevaplarını kitaptan öğreniyoruz. Yani Buket'in yerinde olmak istemem, tek isteme sebebim Kağan olabilir ama bu kitapta Kağan resmen kafayı yemiş durumda, bu yüzden bende pek yanına yaklaşamadım hahhahaha
    


Genel yorumuma gelirsem, nedense ben kitabı birinci kitap gibi sevemedim. Ayrılmış olmaları, Buket'in Bahadır'ın peşinde dolanması, Kağan'ın pek görünmemesi, Kağan'ın hareketlerini hiç bir şeye yormayan Buket ve en önemlisi sonu!

Arkadaş o nasıl son ya benim kullanacağım tek kelime kısaca saçmalık. Yani cidden çok saçma, ne alaka, ne akla hizmet böyle bir son deyip durdum. Bence yazar sonu öyle bir bitsin ki ilk kitap gibi etki yapsın demiş ama tutturamamış.

Bu v.b. nedenlerden ötürü bu kitap bana ilk kitap etkisi yaratmadı. Yani ilk kitabı tekrar tekrar okuyasım geliyorum ama bu bir kerelik yeter. 

Sonu nasıl biterse bitsin ki zaten yazar sabırsızlıkla 3. kitabı beklememiz için bu sonu yazmış gibi duruyor ama cıks o etki pek yok gibi. Neyse ben yine de 3. kitabı bekliyorum umarım yazar daha güzel sonlarla kitabı bitirir de oturup bu nasıl bir sondur demeyiz. :) 




Bu kişiyi Bahadır'ın yerine atıyorum. :D

Bu arada kitap kapakları nasıl farklıydı anlatamam :))) Hayır arada şaşırıyor insan hangisi hangisinin cilti diye :P Tabii ki Felix Bujo her zaman ki gibi  çooook tatlı  ama benzer görsel kullanmak biraz düşündürüyor insanı. :)
3. kitapta daha bir güzel kapak görseli bekliyoruz.




Tavsiye kısmına gelirsek, tavsiye ederim tabii ki zaten ilk kitabı okuyanlar kesin okumuştur. Bu seriye yeni başlayacak olanlara yada okunmayı düşünenlere kesinlikle okumalarını öneririm. ;)

Sıra alıntılarda;

#1

Gözlerimi açtığımda Kağan'a dönerek üzgünce, "Sadece soruma cevap ver, benden nefret ediyor musun?" diye fısıldadım.

İfadesiz bir şekilde gözlerimin içine baktı. "Sana karşı hiç bir şey hissetmiyorum. Ne nefret ne de farklı bir duygu," dedi acımasızca.

--------------------

#2

Bu sırada Kağan benim kağıdımı hızla çekip kendi kağıdını önüme itince yaşadığım şaşkınlıkla gözlerim iri iri açıldı.

"Ne yapıyorsun?" diye gizlice fısıldarken o çoktan benim kağıdıma kendi adını yazmıştı. Ardından bana cevap vermeden ayağa kalktı, benim boş kağıdımı kendi kağıdı gibi hocanın masasına bıraktı ve sınıftan çıktı.

--------------------

#3

Sınıf büyük bir kaos içindeyken biri Gül'ün yanına çömeldi ve ona yardım ederek kolundan tutup yerden kaldırdı. Bu kişiyi görmemle birlikte olduğum yerde bütün her şeyi unutarak donakaldım. Öfkem geldiği gibi aynı hızla yok olup gitti. Yerineyse yoğun derecede hissettiğim üzüntü, kıskançlık ve şaşkınlık aldı.

Çünkü Gül'ün yanında ona destek olurcasına duran Kağan'dı.

--------------------

Nasıl can alıcı alıntılar değil mi? :))


Yorumumun sonuna gelmiş bulunmaktayım. Okuduğunuz için teşekkürler... ;)


Martı Yayınlarına ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum. ^^


Bu arada  şu an okuduğum kitap Eleanor ve Park. Ya böyle tatlı mı tatlı bir kitap olabilir mi?? Çok sevdim kitabı hemen bitmesin diye yavaş yavaş okuyorum. ^^ Bitsin yorumum gelecek. ;) 

Son olarak; 

Yakın zaman da 3. kitabın çıkması ümidiyle kendinize çok iyi bakın. :)))